Cumartesi Annelerine..

Takvimler mayıs ayının ikinci pazar gününü gösterdiğinde, içlerindeki acı, evlatlarına duydukları hasret daha da şiddetleniyor. Karmakarışık duygu sarmalının içinde zaman akıp gidiyor. Bir tarafta hasret, diğer tarafta sitem. 30 yılı aşkın süredir çocuklarının faillerini bulamayan Cumartesi Anneleri‘nin yargılayamayan belki de failleri koruyan sisteme öfkeleri, sitemleri..

Cemil Kırbayır, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında gözaltında öldürüldü, mezarının nerede olduğu bilinmiyor! Berfo Ana, oğlunun mezarını bulmak için tam 33 yıl mücadele verdi. Oğlunun mezarını son kez koklayamadan 105 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Berfo Ananın son arzusu şuydu: ” Beni mezara gömerseniz de oğlumun kemiklerini getirin, beni onunla beraber gömün.”

Hasan Ocak 21 Mart 1995’te gözaltına alındı. Evladını soran aileye 58 gün boyunca devlet ” bizde yok” dedi. Ailesi Hasan’ı ararken defalarca gözaltına alındı, şiddete maruz kaldı. Annesi Emine Ocak, bir ay Ulucanlar Cezaevi‘nde hapis yattı. Tek suçu ise o zamanlar kayıp olan oğlunu araması ve davanın sonunda savcıya ” Oğlumu bulun” diyerek seslenmesiydi. 15 Mayıs 1995’te Kimsesizler Mezarlığında gömülü olduğu öğrenildi. Ölüm nedeni telle veya iple boğulmaydı ve vücudunun her yerinde işkence izleri vardı. Hasan Ocak en son Terörle Mücadele Şubesi’nde görülmüştü, ancak ona işkence yapanlar bulunamadı. 2004’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin etkin soruşturma yürütmediğini ve yaşam hakkını ihlal ettiğini açıkladı.

Cemil Kırbayır, Hasan Ocak, Rıdvan Karakoç, Abdurrahman Coşkun, Yusuf Erişti ve daha niceleri.

Cumartesi Annelerinin yıllarca çektikleri acıyı kimse onlar kadar derinden hissedemez. Kayıp canlar demek yıllarca bekleyiş, uykusuz günler, acı ve gözyaşı demektir. Yüreklerine öyle bir acı saplanmıştır ki yıllar geçse bile üzerine küller savrulmaz, daha da alevlenir. Evlatlarına duydukları ortak özlem, acı ve sitem birbirlerini tanımayan bu anneleri mücadeleye giden yolda birleştirir ve kader ortağı yapar. Faillerin sorgulanmadığı bu sistemde evlatları için adalet aramaya başlarlar. Her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelirler. Cumartesi Annelerinden bazıları kayıplarının nerede olduklarını bulamaz, ama verdikleri mücadele yeni kayıpları önler. Başka annelerin de onlar gibi yitip giden, nerede gömülü olduğu bile bilinmeyen canlarının arkasından gözyaşı dökmesini önler.

Onların haykırışlarını her duyduğumuzda karanlık tarihimizden bir kez daha utanıyoruz, faillerinin hala meçhul olması ise toplum olarak yüzlerimizi kızartıyor. 1980’lerde işkence sonucunda nice canlarımız yitip gitti. Kimisi babasını, kimisi oğlunu, kimisi ise kardeşini yitirdi, son kez veda edemeden, mezarında duasını okuyamadan. 1990’larda hiçbir suça dahi karışmamış Kürt yurttaşlarımız gözaltında kaybettirildi, askerin işkencesi sonucunda öldürüldü. Ölü bedenleri Kimsesizler Mezarlığına gömüldü. O dönemlerde özellikle Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı yerlerde, kaybolan yakınlarını aramalarına bile izin verilmedi. Bazılarına, ” Oğlun dağa çıktı ve PKK’ya katıldı” denilerek başlarından savmaya çalıştılar, ama yıllar sonra otopsi raporlarında işkenceye maruz kaldığı ortaya çıkan kemikleri bulundu.

Evlatlarını aramaması için aileler sindirilmeye çalışıldılar, gözaltına alındılar. Ama bu acılı anneler tüm baskılara rağmen kamuoyu mücadelesini sürdürmeye devam ettiler.

Bu dönemin tanıklarından birisi de Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak’tı. Türkiye’de Şiddet Hikâyeleri’ne verdiği röportajda söyledikleri her şeyi kanıtlar nitelikteydi:

” Bize anlattıklarına göre, işkenceden sonra insanlara şu söyleniyormuş: ” Sizi gözaltında kaybedecektik, dua edin Cumartesi anneleri var.”

Maside Ocak, oturmalarına başladıkları ilk yıllarda gözaltında kaybedilenler hakkında her yıl 400’den fazla başvurunun olduğunu, fakat mücadeleleriyle bu sayının zamanla azaldığını ve bu insanların devlet tarafından gözaltında kaybedilmesini engellediklerini açıkladı.

Cumartesi Anneleri - Berfo Ana
Cumartesi Anneleri – Berfo Ana

Cumartesi annelerinden bazıları evlatlarının bedenlerine ulaşamasa bile kayıp canlara bir yenisinin daha eklenmesine engel oldular.

Bu dönemleri yaşamamış birisiyim, ama bir yurttaş olarak 1980’li ve 1990’lı yıllarda yaşanan acıyı ve bu acının bana yüklemiş olduğu vicdani sorumluluğu bedenimde hissediyorum. Tarihimizin karanlık yönlerinden kaçmak yerine, tarihimizle yüzleşmek gerektiğine inanıyorum. Suçluların bir an önce cezalandırılmasını ve bu anaların yüreklerine biraz olsun su serpilmesini istiyorum.

Evet, bugün Anneler Günü. Farklı şehirlerde yaşamamıza rağmen annemi telefonla arayacak ve tüm kalbimle benim için yaptığı fedakârlıklara teşekkür ettiğimi ve onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyebilecek kadar şanslı bir evladım. Annem de evladından bu sözleri sadece Anneler Gününde değil her zaman duyduğu ve her zaman yanında olacağımı bildiği için şanslı bir anne. Peki, evladının bedenine bile kavuşamamış Cumartesi Anneleri, peki oğluna veda edemeden ölen Berfo Ana için ne söylenebilir? İşkencecilere, olayı soruşturmayan savcılara, sorumluları beraat ettiren hakimlere ve soruşturmanın devam etmesi için siyasi irade göstermeyen yönetime ne söylenebilir?

Sorular ve sorular, asla cevabı suçlular tarafından verilmeyen sorular. Gündemin içinde yıllardır göz ardı edilen sorular. Türkiye’de hukukun üstünlüğünü benimseyen ve siyasi iradeden bağımsız karar veren bir yargı mekanizmasına sahip olduğumuzda ancak bu sorular faillere yöneltilebilecektir.

Failleri bulunmadığı sürece buruk bir ” Anneler Günü” yaşayacağız. Vicdan sahibi ve adalet arayan yurttaşlar olarak sizlerin acınızı her zaman paylaşacağız ve sizlere mücadelenizde destek olacağız.

17-31 Mayıs tarihlerinin Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası olduğunu yetkililere hatırlatarak, Türkiye’de suçluların yakalanmasını ve bir daha toplumumuzda böyle acıların yaşanmamasını temenni ediyorum.

Cansu Çeliker

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.