Charles Bukowski hakkında pek bilinmeyenler

20.Yüzyılın “Pis Moruk” lakaplı alkolik Amerikalı yazar Charles Bukowski hakkında bilinmeyen gerçekleri paylaşmadan önce onu biraz tanıyalım.

Polonya asıllı hayatının büyük bir bölümünü işsiz geçiren bir baba ve terzilik ile uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Heinrich Karl Bukowski 1920 yılında Almanya’da doğdu. Henüz ilkokuldayken öğretmenine “sevişelim” diye bir not verdiğini kendi eserlerinin birinde belirten Bukowski, Los Angeles Lisesi’nden mezun olduktan sonra sanat, edebiyat ve gazetecilik dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi’nde bir yıl okudu.

24 yaşında yazıları yayınlanmaya başlayan yazarın 39 adet kitabı vardır. Hayatı kendisinin de dile getirdiği gibi “içmek, tembelleşmek, sevişmek” ile geçen Bukowski için kadınlar, at yarışları ve içki her zaman vazgeçilmez olmuştur.

1. Yıllarca babasından ustura ile dayak yemiş ve bu nedenle lise yıllarını tedavi görerek yara bere içinde geçirmiştir.

Babasına olan nefreti hakkında tamamen onunkinin tersi bir hayat yaşayarak intikam almayı tercih ettiğini ve bu nedenle de bir yazısında bir hiç olmayı tercih ettiğini dile getirmiştir.

Charles Bukowski

2. Hayatını seks ile geçiren Bukowski ilk oral seks deneyimini yaşadığında yalnızca 50 (!) yaşındaydı.

Bir şiir dinletisinde tanıştığı “..oldukça uzun kahverengi saçları, çıkık bir burnu vardı ve hafif şaşıydı. Ama her şeye rağmen yaşam doluydu-orada olduğunu fark ediyordunuz.” sözleriyle Kadınlar kitabında detaylı bir şekilde anlattığı Lydia Vance adlı şahıs tarafından oral seks sanatı yazarımıza öğretildi. Daha sonra bu alanda ne denli efsaneleştiği de belirli tartışma konularından olmuş olsa da biraz geç kalmış olması hala bazıları için ilginç gelen konular arasındadır.

3. 45 yaşında iken yine Amerika’nın az bilinen yazarlarından olan Frances Dean Smith’den evlilik dışı bir kızı olmuştur.

Marina Louise Bukowski adındaki kızı ile nasıl bir ilişkisi olduğu hakkında kesin bir yargı olmasa da, Charles Bukowski Kadınlar adlı kitabında “..evlilik dışı doğmuş 6 yaşında bir kızım vardı. Annesiyle birlikte yaşıyordu ve ben de çocuk yardımı gönderiyordum. 6 yıl boyunca her Noel’de bana uzun mektuplar yazdı. Hiçbirini cevaplamadım…” diye bahsettiğinden dolayı aralarında pek de sağlam bir baba-kız ilişkisi olmadığı düşüncesini bize aşılamıştır.

4. Bukowski hakkında söylenen kötü şeylerden zevk alan ve çok fazla kabul görmenin korkutucu olduğunu düşünen bir yazardı.

Sean Penn ile yaptığı bir röportajda “Bana saldırılmasından hoşlanıyorum galiba. Bukowski mide bulandırıcı.” Mesela bu beni gülümsetiyor, biliyor musun? Hoşuma gidiyor. Bundan besleniyorum bir nevi. Ancak adamın biri çıkıp “Biliyor musun, seni şöyle bir üniversitede ders olarak okutuyorlar.” dediğinde ağzım bir karış açık kalıyor. Bilemiyorum… Çok fazla kabul görmek korkutucu. Bir şeyleri yanlış yapmışsın hissine kapılıyorsun.” diyerek bu konudaki düşüncelerini dile getirmiştir. Karısı da yine başka bir röportajda bu durumla ilgili olarak “Kitaplarımı üniversitelerde okutmaya başladıklarında başım belada demektir derdi. Böyle söylerdi çünkü fazla tehlikesiz olmaktan endişe ediyordu. Ama biliyor musunuz sürekli daha fazla insan onu tanıyor. Eğer biri bunu hak ediyorsa bu kesinlikle Hank olmalıydı.” cümlelerini belirterek yine Charles Bukowski‘nin ne denli bilinmek ve kabul edilmek gibi unsurlardan korktuğunun altını çizmiştir.

5. Sheakspeare için “okunamaz ve abartılmış bir yazar” diyerek insanların tepkisini çekmiş olan yazar bu konuyla ilgili düşüncelerini özünde açıkça ifade etmiştir.

Charles Bukowski yine Sean Penn ile olan röportajında Sheakspeare ona sorulduğunda “Okunamaz ve abartılmış bir yazar. Ama insanlar bunu duymak istemiyor. Mabetlere saldıramazsın. Sheakspeare yüzyıllar içinde hafızalarımıza kazınmış bir yazar. ”Felanca kötü bir aktör!” diyebilirsin ama Sheakspeare boktan diyemezsin. Bir şey uzun süredir ortalıktaysa, burnu büyükler o şeye yapışmaya başlıyorlar, çöpçübalığı gibi. Züppeler bir şeyin güvende olduğunu fark ettikleri anda ona yapışıyorlar. Onlara gerçeği söylendiğinde, öfkeden deliye dönüyorlar. Bununla başa çıkamıyorlar. Kendi düşünce süreçlerine saldıran bir hareket oluyor. İğreniyorum onlardan.” sözlerini sarf edip çoğu insanın nutkunun tutulmasına sebep olmuş ve kendi benliğini tekrar tekrar gözümüzün önüne sermiştir.

Charles Bukowski

6. Henry Chinaski aslında Bukowski’nin sadece kendi adı olarak kullandığı bir lakap değil aynı zamanda onun alter egosudur.

Hikayelerinin bazılarında bu ismi kullanan Charles Bukowski bu karakteri altılı bira bağımlısı, kadın tutkunu ve alkolik olarak tanımlar. Evet çok tanıdık gelmiş olması mümkün ancak yazar bu karakterin tamamiyle kendisi olmadığını belirterek yazdığı hikayelerin bazı bölümlerinde kurguya da yer verdiğini belirtmiştir. Ne kadar yaşadığı şeyleri yazdığını söylese de o da kendi hayal gücünden bazı parçalar eklemeyi tercih eden yazarlar arasında bulunmuştur.

7. Bukowski hayatı boyunca sayısız kadınla beraber olmasına ve neredeyse hepsi için güzel sıfatını kullanmasına rağmen sadece bir kez aşık olmuştur.

Kadınlar kitabında adı çok kez geçen ve kitabın başında akut alkolizmden öleceği net bir şekilde söylenmiş olan Lydia Vance, partileri ve çizme giymeyi çok seven, güzel ve olabildiğince manyak bir kadındı. Charles Bukowski‘ye kıskançlık nedeniyle çok kez şiddet girişiminde bulunmuş ve her seferinde de yazarımızın “Böyle zamanlarda polis nerede olur hiç anlamam!” sözlerini sarf etmesine neden olmuş, sürekli “ya içki ya ben” diyerek son noktayı koyan karakterdir.

8. “Sundays Kill Men More Than Bombs” yani “Pazar Günleri Bombalardan Daha Fazla Can Alır” diyen Bukowski çoğu kitabında Pazar günlerinden nefret ettiğini belirtmiştir.

Bunun nedenini biraz da tembelliğine bağlayan Charles Bukowski, onun için her günün pazar günü olduğunu ve diğerleri için pazar günü geldiğinde etrafın kalabalıklaştığını o da kalabalığı sevmeyen bir insan olarak kumarhanelerden tut alışveriş merkezlerine kadar her yerin insan kaynamasından haz duymadığını çoğu yazısında pazar günlerini lanetleyerek dile getirmiştir.

9. Hayatı boyunca beraber olduğu her kadını aldatan Bukowski, ikinci eşine hep sadık bir adam olmuştur.

Kadınlar adlı kitabının sonunda “O iyi bir kadındı, ona verdiğimden çok daha fazlasına layıktı..” gibi cümlelerle “acaba mı?” dedirttikten sonra gerçekten de o sırada birlikte olmaya karar verdiklerini görebilirsiniz. Linda’ya göre Hank -Hank Linda’nın ona sesleniş biçimiydi- kitaplarındakinden çok daha fazlası ve farklısıydı. Hatta bazı röportajlarında onu ahlaklı ve püriten biri olarak tanımlayıp sinemada bile beş dakikalık sevişme sahnesine dayanamadığını söyleyen Linda, Charles Bukowski’nin her gece yazdığını ama doğum gününden önceki geceyi tamamen doğum günü kartları hazırlamaya ayırdığını ve bazı sabahlar eğer kendisini iyi hissetmiyorsa onun için portakal suyu hazırladığını kısacası onun imajından çok daha farklı biri olduğunu birçok kez belirtmiştir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.