Sipahi pazarında hayat dualarla başlar

Ahiliğin sadece kitaplarda yazan bir gelenek olmadığını anlamak için Şanlıurfa Tarihi Kapalı Çarşı ve Sipahi Pazarı ile etrafını gezmeniz yeterli. Mekana hakim olan mistik havayı sezmemek mümkün değil.

Bir şehri en iyi ne anlatır? Sokakları, insanları, havası… Bahsedilen şehir Şanlıurfa ise, bunların ötesinde söylenecek çok söz vardır. Sohbetlerin büyük bir zevkle yapıldığı sıra geceleri, bu gecelere eşlik eden çiğ köftesi, acı kahve mırrası, kahvaltıdan akşam yemeğine kadar öğünlerin değişmez konuğu isotu, erkeklerin başlarına taktıkları puşisi, kadın—erkek yüzlere kazınan dövmeleri, dünyanın belki de en şanslı balıklarına mekan olan Balıklı Göl, camileri, hanları, çarşısı, türküleri ve bunların her birini içinde barındıran, geçmişten günümüze taşıyıcılığını yapan şiirleri…

Şanlıurfa’nın kendisi de sarı bir kağıdın üzerine yazılmış içli bir şiir gibi, üzerinden gelip geçenlere kendini anlatır. Bu şiirde her beyit bir bölgeye, her mısra bir mahalleye, her kelime bir yapıya ve her harf bir insana tekabül eder. Zamanın geçmesiyle her ne kadar harfler değişse de, cümlelerin içeriği, vurgular değişmez bu şiirde. Ya da değişmemek için direniyor günümüzde. Şanlıurfa birçok Doğu ili gibi modernleşmeden ve onun getirdiği zevksizlikten nasibini almış. Şehrin, geçmişe götüren bir zaman tünelini andıran dar sokaklarında, algınızı zorlayacak beton binalarla ya da bir elinde cep telefonu, diğer elinde tespihi, başında puşisiyle oluşturdukları yeni imajları sergileyen Urfalılarla karşılaşmak mümkün. Bir şiir ahengine sahip olan şehir ise aralara giren bu uyumsuz kelimelerin olumsuz müdahalesine karşı direniyor ve bunları vurgulu kelimelerinin güçlü tarihî dokusunda eritmeye çalışıyor. Bu vurgulu kelimelerin öncüleri; Balıklı Göl, İbrahim Makamı, Urfa Kalesi gibi mekanlar… Fakat içinde hayatın en çok rengini barındıran mekan, şüphesiz, şehrin merkezindeki Tarihi Kapalı Çarşı. Kapalı Çarşı’da Kazaz Pazarı, Pamukçu Pazarı, İsotçu Pazarı gibi birçok pazar var. Fakat tarihle bugünün el ele verdiği çarşının içinde, geleneği en görünür kılanlardan biri Sipahi Pazarı.

Şanlıurfa Sipahi Pazarı, bundan 700 yıl önce Gümrük Han’ın inşası sırasında, handa konaklayan sipahi askerlerinin atları için yaptırılmış. Pazarın güney kapısı Boyahane Çarşısına, kuzey kapısı İsotçu Çarşısına, güneydoğu kapısı ise dokuma işlerinin satıldığı Bedestene açılır. Halılar, kilimler, kürkler ve heybelerin satıldığı Sipahi Çarşısı, birçok rengi içinde barındıran bir tabloyu andırır. Renk renk, desen desen halıların, kilimlerin çarşının mimarisiyle hemhal olduğu bu tabloyu, esnafın vakur ifadesi ve tavanlardan sızan ışık huzmeleri tamamlar.

Şanlıurfa Tarihi Kapalı Çarşı
Şanlıurfa Tarihi Kapalı Çarşı

Mekana hakim olan mistik hava, kaynağını esnafın işine olan sadakatinden ve zamanın bozucu etkilerine olan direncinden alır şüphesiz. Sipahi Pazarı her sabah güne dua ile başlar. Ahilik geleneğinin devamı olan bu davranış, yıllardır devam etmekte. Tasavvuf kültürünün beslediği ahiliğin, öncelikli amacı saliklerini insan—ı kâmil yapmaktı. Cömertliğe, el açıklığına, mertliğe dayanan Ahilik kurumunun en önemli düsturlarından biri ise üyelerinin birbirini kardeş gibi görmeleriydi. Bu noktadan yola çıkan Ahilik, Sipahi Çarşısında her sabah yapılan dualar ve kurallarından kalan kırıntılarla var olmaya devam ediyor. Dellalbaşının yaptırdığı sabah duası her sabah dellalların duaya çağrılmasıyla başlıyor: “Dua etmek üzere, haydi kardeşler mezat başına!” Dellallar dua için toparlandıktan sonra evvela eûzü besmele çekiliyor, Fatiha sûresi okunuyor ve dellalbaşı duasına devam ediyor. “Yarabbi heyırleri fethedesen, şerleri defhedesen, münkır, münafık, zalımın şerrinden hefzemin edesen. Gözedin kefili, almadan parasını vermeyin, mal sahibinin herci unutmayın, cümleten heyırlı işler” diyerek dua noktalanıyor. Urfa şivesiyle yapılan duada, hayırlar çağırılıp, şerler def edilir, zalimin şerrinden Allah’a sığınılır ve gerekli öğütler verildikten sonra, artık iç huzuruyla iş başına geçer, çarşı ahalisi. Dellallardan biri, hastalık nedeniyle birkaç gün bu duaya katılamazsa, esnaf arasında para toplanır ve gurur zedelememek adına yastığının altına sıkıştırılır. Ne de olsa Ahilik geleneğinin asıl amacı yardımlaşma ve dayanışmadır. Duanın dışında bir de kuralları vardır çarşının. “Şeyhî” sıfatlı bir başkanı ve idare heyeti olan pazarda, kurallara uymayanın cezası çoktan verilmiştir; “Ol dem ihlalcinin harcı kesile, mezattan men edile!

Şanlıurfa Sipahi Pazarı
Şanlıurfa Sipahi Pazarı

Çarşıda mezat töreninin de kendine göre bir adabı vardır. Evlerindeki dokunmuş halılarını ve kilimlerini getirenler, Sipahi Çarşısında satışı yapılmak üzere, dellala teslim eder malını. Törende alıcı, satıcı, dellal ve bir de kefil hazır bulunur. En fazla parayı veren malın sahibi olur. Satılan maldan kazanılan paranın bir kısmı ise Dellala verilir.

Dellallar sırtlarına kilimler, halılar, yorganlarla beraber umutlarını da yükleyip çarşının başından sonuna gün boyu volta atar. Dükkanlarında oturmuş, müşterisini bekleyen esnaf bir yandan kaçak çayını yudumlarken diğer yandan sohbete dalmıştır bile. Müşteriden evvel insanı, paradan önce muhabbeti önemseyen dükkan sahipleri ile selamlaşmak bile yeterlidir, derin bir muhabbetin başlaması için. İskemleler çekilir, mırralar ikram edilir ve her dükkanın önünde kısa sürede küçük bir muhabbet halkası oluşur.

Şanlıurfa Sipahi Pazarında esnaflar arasında ne çekememezlik vardır, ne de kavga eden görülmüştür şimdiye kadar. Esnaf, geleneğin nesiller arası devamı için, her gün çocuklarıyla beraber gelir çarşıya. Ne de olsa kendileri de babalarının yanında öğrenmişlerdir bu mesleği. Edip Cansever’in ifade ettiği gibi, “insan yaşadığı yere benzer, o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer, suyunda yüzen balığa, toprağını iten çiçeğe, dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine”. Sipahi Pazarında da çarşının mağrur yüzünü esnafın ifadesinde görmek mümkün. İkisi de birbirine karışır, birbirine neden olur adeta.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.